Özet
Türkistan, İslâmiyet’in kabulünden sonra tasavvufun cereyan ettiği başlıca merkezlerden biridir. Ahmet Yesevi’nin (ö. 562/1166) yaşadığı dönemde Türk toplumu, uzun bir süredir tasavvuf düşüncesine aşinaydı. Öyle ki sûfîlerin menkıbeleri ve kerametleri yalnızca şehir merkezlerinde değil, göçebe Türk boyları arasında da yaygınlık kazanmıştı. Türkistan coğrafyasında İslâm tasavvufunun temelleri atılırken, dünyevileşmeye karşı gelişen “zühd” anlayışı kurucu bir rol oynamıştır.
Bu çalışmada, Türkistan irfanının öncü şahsiyeti olan Ahmet Yesevi’nin tasavvuf modelini inşa ederken; İslâm geleneğinde mülksüzlüğün, seyyahlığın ve manevi arınmanın en bariz sembolü olan Hz. İsa’nın bölgede zühd arketipi olarak öne çıktığı Dîvân-ı Hikmet eserinde nasıl ele alındığına bakılacaktır. Aynı zamanda Kısas-ı enbiyâ tercümeleriyle türün Türkçe’deki ilk telif örneği olan ve Türkistanlı müellif Rabgūzî’nin (ö. 710/1310’dan sonra) Kısasü’l-enbiyâ adlı eserinden istifade edilecektir. Bu bağlamda zühd ve tasavvuf ilişkisi, Türkistan sahasının iki temel eseri üzerinden mukayeseli bir yaklaşımla ele alınmıştır. İlk olarak, 14. yüzyılda yazılan ve bölge halkının peygamber tasavvurunu şekillendiren Rabgūzî’nin Kısasü’l-Enbiya adlı eserindeki Hz. İsa kıssaları (taşı yastık yapması, evsizliği, göğe yükselirken hırkasında kalan iğne motifi vb.) analiz edilmiştir. Ardından, Rabgūzî’nin aktardığı bu edebi ve anlatısal zeminin, Dîvân-ı Hikmet’te nasıl işari bir kimliğe; “garip”, “fakr” ve “nefsi terbiye” gibi Yesevi dervişlik kodlarına dönüştüğü incelenecektir.
Sonuç olarak bu çalışma; Türkistan irfanında bir zühd arketipi olarak öne çıkan Hz. İsa figürünün, Ahmet Yesevi ve Rabgûzî’nin anlatımları ekseninde bölgenin tasavvufi kimliğini nasıl inşa ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Türkistan İrfanı, Zühd, Hz. İsa, Arketip, Divan-ı Hikmet.
Last Comments