Bu bildiri, Fârâbî’nin Kitāb al-Ḥurūf’unda Arapça huwe (هو) lafzının ontolojik-kopulatif bir işleve taşınmasını, Süryanca ܗܘܐ (hᵊwo) ile eşleştiren yaklaşımları filolojik ve kavramsal bakımdan yeniden değerlendirmektedir. Temel sav şudur: Fârâbî’nin huwe kullanımını doğrudan Süryanca ܗܘܐ’nın yanlış okunması, müstensih müdahalesi ya da basit bir tercüme kayması olarak açıklamak yeterli değildir. Kitāb al-Ḥurūf’ta Fârâbî açıkça, Arapça’da Farsça hest ve Yunanca estin’in işgal ettiği tensiz bağ/copula mevkiini baştan karşılayan yerli bir lafız bulunmadığını; bu sebeple bazı filozofların huwe, bazılarının ise mawcūd/wucūd çizgisini tercih ettiğini belirtir. Bu durum, bir “yanlışlık”tan çok, tercüme hareketinin doğurduğu bilinçli bir semantik yeniden-işlevlendirmeye işaret eder. Ayrıca Süryanca veriler, ܗܘܐ’nın esasen “olmak / olmakta olmak / var olmak” alanına ait bir fiil olduğunu; buna karşılık “varlık / öz / mevcudiyet” sahasının Süryanca’da yalnız bu kökle değil, özellikle ܐܝܬ ve bundan türeyen ܐܝܬܘܬܐ ile de kurulduğunu göstermektedir. Bu nedenle huwe = hᵊwo = var-lık şeklindeki düz eşitleme filolojik olarak savunulamaz. Daha isabetli sonuç, Fârâbî’nin huwe’yi doğrudan Süryanca bir fiilin tercümesi olarak değil, Grekçe–Süryanca–Arapça mantık ve metafizik dilinin kesişiminde, Arapça’yla ifade edilemeyen ontolojik bağ işlevini karşılamak üzere yeniden konumlandırdığıdır. Böylece çalışma, İslâm felsefesinde “Varlık Felsefesi” dilinin oluşumunu, etimolojik özdeşlikten ziyade dillerarası semantik baskı, kopula sorunu ve kavramsal aktarım bağlamında okumayı önermektedir.
Last Comments